Nisan 10, 2009 - Posted by admin - 0 Comments

Bu yazımda sizlere fotoğraf hobisi olan bir milletvekilinden bahsedeceğim. Adı Mustafa Kabakcı. AKP Konya milletvekili olan Kabakcı 1954 doğumlu. Evli ve iki çocuk babası ve çok iyi derecede Almanca biliyor. Mustafa Bey’in bizi ilgilendiren yönü ise tabiî ki fotoğrafçılık yönü. Fotoğraf makinesini yanından ayırmıyor.
20 yıldır fotoğraf çeken Kabakcı, bir de 2 yıl önce açtığı fotoğraf sergisi bulunuyor. İnsanların yüzlerindeki karizma ve farklılıkları çekmekten zevk aldığını dile getiriyor. Gezdiği yerlerde tarihi detayları ve tabiat manzaralarını fotoğraf karelerine taşıdığını söylüyor.

Fotoğrafla ilgili güzel bir hatırasını da kendi ağzından aynen burada paylaşmak istiyorum:
Bir otelde 3 arkadaş kalıyorduk. Ben şehri uyanırken seyretmeyi severim. Fotoğraf makinemi aldım ve otelden ayrıldım. Sağın solun fotoğraflarını çekiyorum. Orada da uzun bir hakimiyet süremiz olmuş. O dönemdeki Cezayir valilerimizin oturduğu bölge olan ve Kasaba denilen yere gittim ve fotoğraflar çekiyorum. Biraz da hevesle çekiyorum ve rahat hareket ediyorum. En son çektiğim fotoğraftan sonra yanıma gelen şahıs polismiş. Beni aldılar götürdüler, bir yere kapattılar. Çünkü en son çektiğim bina bir Osmanlı binasıydı ama, meğer Donanma Komutanlığı’ymış orası. Fotoğrafının da çekilmesi yasakmış. Aldılar götürdüler ve merdiven altında bir yere koydular beni. Onlar Fransızca ve Arapça konuşuyor, ben de Almanca ve Türkçe var. Ben baba, Osmanlı, paşa, torunumuz diyorum. Kendi binamızı çektik kardeş diyorum. Adam da anlamıyor. Ama, benim kötü şeyler söylemediğimi biliyor. Çünkü ben güler yüzlüyüm ve gülmeyi seviyorum. Güleryüz dünyanın en yaygın dilidir. Ben bunları da gülerek anlatıyorum. Pasaportumu da aldılar zaten.
Polis beni götürürken çok süratli olarak fotoğraf makinesindeki kartı çıkardım ve diğer kartı taktım. Yani fotoğrafı da kaybetmek istemiyorum. Yani paniklemedim. Belirli bir süre sonra anladım ki yasak bir yeri çektim. Bu sefer fotoğraf makinesini açtım ve burada böyle bir şey yok diyerek tek tek fotoğrafları gösterdim. Bu ara Başbakanlıktan Birol Dok diye bir arkadaşım beni aradı. Ona göz altına alındığımı karşımdaki adamların sabrını denediğimi ve bana kaç dakika tahammül edebileceklerini bilmediğini anlattım. `20 dakikadan fazla bana tahammül edemezler’ dedim. 25′inci dakikada da beni bıraktılar. Pasaportumu verdiler, makinemi verdiler. Çıkar çıkmaz da telaşnan Birol’dan göz altına alındığımı öğrenen TBMM Başkanı Nevzat Pakdil aradı ve bende biraz önce göz altında olduğumu daha sonra berbest bırakıldığımı söyledim. Fotoğrafçılık ile ilgili benim için böyle bir anı kaldı.
Nisan 8, 2009 - Posted by admin - 0 Comments

İki aydır test yayınındaydık. Bugünden itibaren kararlı yayına geçmiş bulunuyoruz. Sizlere daha iyi hizmet verebilmek için daha çok çalışıcağız. Yakında yeni bölümümüz de açılacaktır. Bizi takip edin…
Nisan 6, 2009 - Posted by admin - 0 Comments

National Geographic Türkiye dergisi Nisan sayısında “Ara Güler’in Dünyası” adlı özel eki veriyor. Üstadın 80 yıllık yaşamında birbirinden muhteşem 80 fotoğrafını yayınlıyor. Şimdiye kadar gittiği birçok ülkeden, Japonya’dan Malezya’ya, Kenya’dan Filipinlere yaratıcı fotoğraflarıyla insana farklı bir lezzet veriyor. Fotoğraf severlerin arşivinde bulunması gereken bir sayı…
Nisan 5, 2009 - Posted by admin - 0 Comments

Uzun ve soğuk bir kış mevsimini daha geride bıraktık. Ve şu günlerde doğanın dirilişine bir kez daha şahit oluyoruz. Kuruyan ağaç dalları tekrar çiçek açıyor, sararmış çimler tekrar yeşeriyor. Kırda, bayırda açan papatyalar, rengârenk çiçekler ve etrafında gezinen binbir çeşit böcekler… Bütün bunların arasında çeşitli türde kuşlar cıvıldaşarak ortamı adeta bayram havasına çeviriyorlar.
İşte tüm bunları yaşarken doğa fotoğrafçılarının da sahaya inme zamanı geliyor. Aslında doğa fotoğrafçısı diye ayırmamak lazım. Çünkü böyle bir karnavalı eminim herkes sahada olup çekmek ister. Bir düşünsenize Pazar sabahı erkenden kalkmışsınız. Ilık bir duş almışsınız. Ardından sıkı bir kahvaltı yapmışsınız. Sportif bir kıyafetinizi giymişsiniz ve fotoğraf malzemelerinizi hazırlayarak doğanın atar damarlarına yol alıyorsunuz. Boynunuza bağlı makinenizle yürüyüş yaparken sağ tarafınıza bakıyorsunuz, bir ağacın bembeyaz çiçekler açtığını ve dallarında kuşların cıvıldadığını görüyorsunuz. Hemen gözünüz vizöre gidiyor ve deklanşöre basıyorsunuz. İşte unutulmaz fotoğraflarınızdan birini çektiniz. Devam ediyorsunuz yürümeye… Karşınıza papatyalar geliyor. Eğiliyor ve güzel bir fotoğraf daha çekiyorsunuz. O sırada papatyaların birine konmuş bir uğur böceği gözünüze ilişiyor. Güzel bir makro olacağını düşünerek bir yandan makinenizin gerekli ayarlarını yaparken diğer taraftan da uğur böceğinin kaçmaması için dua ediyorsunuz. Ve dualarınız kabul oluyor, güzel bir makro çekmiş oluyorsunuz.
Burada kırsal kesimde yaşayanları biraz daha avantajlı buluyorum. Çünkü doğal güzelliklere daha yakın veya bizzat içinde yaşıyorlardır. Büyük şehirlerde yaşayanların ise zamanlarının bir bölümünü yol için ayırmaları gerekecek. Şehir gürültüsünden uzaklaşma imkanı olmayanlar ise parklar, bahçeler gibi ortamları tercih edecekler.
Arkadaşlarıma tavsiyem; kendilerine yukarıda anlattıklarıma benzer bir gün geçirmek için uygun bir tarih ayarlayıp, bu güzellikleri yaşamak. Ben fırsat buldukça bunları yapıyorum ve sizlere de yapmanızı tavsiye ediyorum. Doğanın ölü toprağını atıp yeniden yeşerdiği şu günlerde, sizde fotoğraf makinenizle fotoğraflarınızı yeşertin. Mutlu ve huzurla kalın.
Yeşeren fotoğraflarınız hep daim olsun…
Nisan 4, 2009 - Posted by admin - 0 Comments

İlki 2007 yılında düzenlenen HSBC fotoğraf yarışmaları bu sene de devam ediyor. Yarışmanın katılım kitlesi 35 yaş altı olarak belirlenmiş. Bu sayede genç fotoğrafçıları fotoğraf çekmeye teşvik ediliyor. Yarışmanın konusu ise “Görmek değer vermektir” Portre fotoğraflarının değerlendirileceği yarışmanın jürisi de seçkin isimlerden oluşmakta:
Ara Güler, Sabit Kalfagil (Marmara Üni.), Kamil Fırat (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üni.), Cengiz Karlıova, Cem Erciyes (Radikal Gazetesi), Mehmet Günyeli, Kutup Dalgakıran (Sabah Gazetesi), Hasan Şenyüksel (Fotografevi) ve Ömer Kayalıoğlu (HSBC)
Yarışmanın son katılım tarihi 7 Eylül 2009. 16 Eylül’de yarışma jürisi toplanacak ve 10 finalisti belirleyecek. Yarışmanın birincisine de büyük bir para ödülü var. Tam 15000 TL. Diğer 9 kişiye de 1000’er TL ödül var. Detaylı açıklamaya buradan ulaşabilirsiniz.
Nisan 3, 2009 - Posted by admin - 0 Comments

Diyafram ve enstantane kavramları, birbirleriyle ilişkili olduğu için ikisini birlikte inceleyeceğiz. Bir fotoğrafçının bilmesi gereken konuların başında gelir bu mevzu. Şimdi diyafram ve enstantane kavramlarının inceleyelim.
DİYAFRAM
Diyaframı çok kolay şekilde öğrenebileceğimiz bir örnekle açıklamak istiyorum. Fotoğraf makinemızın diyaframı, gözbebeğimize benzer. Mesela uzun süre karanlık bir ortamda kaldıktan sonra ışıklı bir ortama geçtiğimizde gözümüzü açmakta zorlanırız. Bir müddet sonra gözümüz yeni ortama alışır ve normal bir görme gerçekleşir. Aynı şey tam tersi içinde geçerlidir. Güneşli bir yerden karanlık bir bir ortama geçtiğimizde ortamdaki eşyaları göremeyiz. Çünkü gözbebeğimiz küçüktür. Bir müddet sonra gözbebeğimiz büyür ve yeni ortama ayak uydurur ve biz normal bir şekilde görmeye başlarız.
İşte diyaframda bu görevi yapar. Fotoğraf çekeceğimiz ortama göre diyaframı açıp kapatmalıyız. Bir çok diyafram değeri vardır. Bunları aşağıdaki tabloda inceleyebilirsiniz:

Tabloya dikkat edilirse diyafram açıklığıyla değerleri arasında ters orantı vardır. Diyafram açıklığı büyürse, değer küçülür. Diyafram açıklığı küçülürse, değer büyür. Bunları unutmayalım.
ENSTANTANE
Enstantane, bir başka deyişle perde hızıyla, filmin ışığa ne kadar süre maruz kalacağını ayarlarız. Çok uzun süre pozlama ya da çok kısa pozlamalar yapabiliriz. Şöyle ki:
1 sn’nin altındaki değerler: 2,4,8,15,30,60,125,250,500,1000,2000,4000,8000 .Bu değerleri 1/X diye okuruz.Enstantane hızı 60’sa ışık filme saniyenin altmışta biri süre içinde kalır. Bunun yanında uzun pozlamalarda 1,2,4,8,15,30,60 gibi saniyelerde pozlama yapılabilir. Bazı makinelerde deklanşöre basılı tutularak istediğimiz süre kadar pozlama yapabiliriz.
Başta dediğimiz gibi diyafram ve enstantane birbiriyle ilişkilidir. Çekeceğimiz karenin ortamına göre bu ikisinin değerlerini oynarız. Güneşli bir havada ortalama değerler 60/8 dir. Yani Enstantane saniyenin altmışta biri, diyafram değeri ise sekiz’dir. Farklı kombinasyonlar deneyerek değişik fotoğraflar çekebiliriz. Mesela hareket eden bir arabayı çekmek istiyoruz ve bu arabaya hareketlilik görünümü vereceğiz. O zaman enstantane hızını düşürmemiz gerekir.
İşte diyafram enstantane kavramları elimden geldiğince kısaca anlatmaya çalıştım. Umarım faydalı olur.
Mart 23, 2009 - Posted by admin - 0 Comments
Haftasonu çektiğim, iki farklı açıdan karlı dağ fotoğrafı.


Mart 13, 2009 - Posted by admin - 0 Comments

Geçenlerde Olympus firmasının SLR planlama departmanı başkanı, bir açıklama yapmış. “12 megapiksel, bana kalırsa çoğu kullanıcının ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli”. Gerçektenden de yeterli mi? Bu konuyu kendime göre incelemek istedim.
Bildiğimiz gibi fotoğraf makinalarının en çok sattıran özelliği megapikseldir. Sanki megapiksel ne kadar yüksek olursa makina da çok iyi olacak. Ama megapiksel haricinde fotoğraf makinasının kalitesini veya kullanabilirliğini etkileyebilecek birçok önemli özellikleri vardır. Bu konuda Olympus’un SLR planlama departmanı başkanı Akira Watanabe bakın ne diyor. Watanabe’nin söylediğine göre Olympus, dinamik aralık, yeniden renk oluşturma ve düşük ışıklı ortamlar için dengeli bir ISO düzenlemesi gibi daha karakteristik ve spesifik özelliklere odaklanacak. Megapiksel değerini yükseltmek markalar için cihazlarını satmanın en kolay yolu. Her ne kadar daha yüksek megapiksel değerleri daha büyük baskı imkanı ya da daha kaliteli kesit alabilme gibi avantajlar sağlasa da fotoğraf boyutunu artırmanın biçok dezavantajı da bulunuyor. Daha küçük pikseller gren olasılığını artırdığı gibi dinamik aralık değerini de düşürüyor. Bu sebeple parlak alanlarda beyaz patlaması, karanlık alanlarda detaysız kara görüntüler oluşabiliyor. Ayrıca daha yüksek megapiksel değerleri fotoğrafların kare başına kapladığı alanı artırdığından daha yüksek kapasiteli hafıza kartlarına yöneltiyor.
İşte herşey açık ve net. Mesala ben, amatör olarak ilgilendiğim fotoğrafçılıkta fotoğraf makinem, 6mp. Bu bana fazlasıyla yetiyor. Çünkü diğer özellikleri de iyi. Hem yüksek mp’lik makinanınzın çekeceği fotoğrafın boyutuda yüksek olacaktır. Çok fotoğraf çekiyorsanız bu fotoğraflarıda saklamak problem oluşturacaktır. Bu da işin başka bir boyutu. Yani sonuç olarak 12 mp büyük bir kullanıcı için yeterli bir değerdir.
Mart 4, 2009 - Posted by admin - 0 Comments
Daha önce de gitmiştim İzmir’e. 2005 ve2006 yıllarında olması lazım, tam hatırlamıyorum. Bir de seneler önce, çocukken gitmiştim. Yine İzmir’e yol göründü ve 2008 Aralık ayının son günlerine oradaydım.

Benim bu İzmir seyahatim biraz ıslak geçti. Otogarda, otobüsten indikten biraz sonra yağmur başladı ve iki günlük süre boyunca neredeyse durmadan yağdı. Ben dönmek üzereyken biraz önce de durdu.(Daha önceki ziyaretlerimde de hep yağmur vardı. İzmir’ de bu mevsimlerde genelde çok yağış alıyor galiba. İzmirliler daha iyi bilir.) Ama olsun şikâyetçi değilim. Çünkü yağmuru çok severim. Ama hava rüzgârlıydı ve baya soğuktu. Havanın soğukluğu sebebiyle de fazla bir yerlere gidemedim. Arkadaşlarla biraz sahilde vakit geçirdik, fotoğraf çektik. Sahil çok tenhaydı. Ara sıra, yürüyüş yapmak için çıkmış İzmirliler geçiyordu yanımızdan. Sonra şehrin çeşitli merkezlerinde dolaştık. Fuar’a gittik, Kemeraltı’nı dolaştık. Kemeraltı çok karışık ve çok kalabalık. Kendi başıma oraya girsem, herhalde biraz zor çıkarım. Sonra Konak’a gittik. Konak meydanına kuşlara yem attık. Yem satan teyzeyle ayaküstü biraz sohbet ettik. Fotoğrafını çektik. Bir de arkadaşlarla sinemaya gittik.
İzmir’de işlerimin dışında kalan vaktimde işte bunları yapabildim. Daha fazla yerlere de gitmek isterdim ama elverişsiz hava şartları ve buna bir de İzmir trafiği eklenince yapabildiğim bunlarla sınırlı kaldı.







Mart 1, 2009 - Posted by admin - 0 Comments

Bir gezi sırasında çektiğim portre fotoğrafı. Çocuk sert bakıyor ve birazda şaşkın…