Kayıtlar

Şöyle bir fotoğraf istiyorum

Resim
Sırılsıklam bir gün. Bugünkü işimiz arabalar ve su birikintileri. Eğer sağanak bir yağmur yağıyorsa o günkü iş bellidir. Kent haberciliğinde yağmur demek, haber bereketi demek.

Gündem toplantısında bir fotoğrafın resmi çizildi. Şöyle bir fotoğraf istiyorum ile başlayan cümlenin ardından yola çıkmamız da bir oldu. Su birikintisi aradık. Çünkü resmi çizilen fotoğrafta su birikintisi olması şarttı. Sıradan bir su birikintisi olmazdı. Bir de araçların hızla geçtiği bir cadde. İstenilen fotoğraf, aslında sürücülerin yaşadığı bir sorunla ilgili. Su birikintilerinden sıçrayan sular, trafikte sürücülere zor anlar yaşatıyor... Su birikintisi çok ancak toplantıda konuşulanı tam anlatabilmek için iki aracı yan yana çekmem gerekiyor...

Samsun Yolu üzerinde bir üst geçit, masada çizilen fotoğrafı çekmemi sağladı. Haber fotoğrafçılığında genelde rutin haberlerin ve olayların fotoğrafı çekilir. Haber ararken çektiğin bir fotoğraf haber de olabilir. Ama en enteresan olanı da daha ortada haber yokken…

Niyeti sadece dokunmak

Resim
Ramazan geldiği için iftar öncesi ve sonrası kesintisiz çalışıyoruz. Gazetelerin sayfaları ramazan etkinlikleriyle dolu. Ramazan deyince Ankara’da aklıma ilk Hamamönü geliyor. Ramazan ‘hep nerede o eski ramazanlar’ diye anılır ya. Eski Ankara evlerinden oluşmuş sokaklarda geleneksel etkinlikler eski ramazanları anımsatıyor. Kötü tarafı çok kalabalık olması. Sokakta fotoğraf çekmek zorlaşıyor. Sokak fotoğrafçılığı yapanlara hak veriyorum. Sokakta fotoğraf çekmek gerçekten çok zor.

Ben bugünkü kalabalığı nehire benzettim. Her seferinde kalabalığa kendimi kaptırdığımda tek kare fotoğraf çekmeden sokağın başından girip dibinden çıktım. Kurtarıcım bir çocuk oldu. Nehirde bulunan kayalar gibiydi. Kalabalığı umursamadan öyle eğleniyordu ki. Hiç bir şeye dikkat etmiyordu. Kalabalık çocuğa dikkat ediyordu. Kalabalık çocuğu görünce ortadan ikiye yarılıyordu. Aynı kayaya çarpan nehir suları gibi. Sanki bir taraftan da kalabalıktan açığa çıkan baloncukları patlatıyordu. Ben abartıyor olabilirim.…

Basına ayrılan yer

Resim
Dünya Çocuk Oyunları açılışında cıvıl cıvıl bir gösteri oldu. Gazetecilere, basın fotoğrafçılarına ve haber kameramanlarına kapalı spor salonun tribününde bir yer gösterdiler.

Tribünde güzel bir görüntü yakalamak için basın mensupları adeta birbirini yedi. Haklıydılar basına ayrılan yer çok kötüydü. Gösteriden gelen ters ışık gözlerimizi kamaştırdı. Güzel görüntüler alamadık.

Zoom objektif, olmadığı için genelde geniş fotoğraflar çektim. Sonradan kırparım diye fotoğraf kalitesini yükseğe ayarladım. Biraz uzak kalınca ne olup bitti, adam akıllı anlayamadım. Rastgele bir şeyler çektim. Gösteriden çok bizim bulunduğumuz tribün ilgimi çekti. Basına da ilgi gösteren pek olmadı. Bütün bu olumsuz şartlara rağmen işimizi yapmak zorundaydık. Gölgeler gibi.
Düşününce gerçekten gölgeler gibiyiz. Yaşanan bir olay veya ortaya çıkan bir olgu, duyulan veya öğrenilen bir bilgi, bizi olumsuz etkilese de işimizi yapıyoruz. Önündeyiz, arkandayız bazen de yanındayız. Bazen de ortadan kayboluyoruz.

İzl…

Ringe çıkmış iki boksör

Resim
Bir gösteri sırasında sahneye adım atmak, hem sanatçı hem seyirci tarafından pek hoş karşılanmaz. Tabi fotoğraf makineniz varsa buna pek sesini çıkartan olmaz.
Özellikle foto muhabirine kimse karışmaz. Bazı sanatçıların bu durum hoşuna bile gider. Çünkü fotomuhabirinin bir etkinlikte bulunması, insanlar tarafından medyada yer alma bileti olarak görülür. Bundan dolayı kimse sesini çıkarmaz. Bunu bildiğiniz için çok rahatsınızdır. Her açıdan fotoğraf çekme hakkınız vardır. Bunun şımarıklığı ile hareket edersiniz. Sahneye çıkarsınız. Sanatçının burnun dibine girersiniz...

Bir gün gelir, bir sanatçı sizinle kavga eder. Sanatıyla sizi döver. Tıpkı sahneye adımımı atar atmaz gösterisine beni dahil eden pandomim sanatçısı gibi. Bir an afalladım. Ezberimi bozdu. Ringe çıkmış iki boksör gibiydik.

Beyaz Cehennem

Resim
Soğuk bir kış günü, her yer karla kaplıyken, fotoğraf makinesini çantadan çıkarmaya üşeniyorum. Çünkü karda fotoğraf çekmek, çok zahmetli bir iş haline gelebiliyor. Fotoğraf makinesini çıkarmaya eliniz hiç gitmiyor. İşe geç kalındığında oluşan gerilimden ise hiç bahsetmiyorum. Şartlar böyleyken ve az sonra duraktan geçecek otobüse yetişmeye çalışırken, etrafıma fotoğraf gözüyle bakamıyorum...

Ancak gördüğün an netse günü kurtaracak bir fotoğrafsa işte o zaman işler değişebiliyor. Ayaklarınız işe koşturmaya devam etse de gözünüz arkada kalıyor. Göz yakalıyor fotoğrafı aklınıza hükmedip çıkarıyorsunuz makineyi çantadan... Ayaklarınızı ikna edip dönüp o fotoğrafı çekiyorsunuz. Sonrasında otobüs kaçıyor.

Ne kadar soğuk olabilir. İşe geç kalma gerilimi ne seviyede olabilir. Bunu yazıyla anlatmak zor. Ama çektiğim fotoğrafa her baktığımda, insanı geren o soğuk 'Beyaz Cehennemi' görüyorum.

Bir fotoğrafınız çok beğenilebilir. Üzerine farklı güzel yorumlar yapılabilir. Hatta fotoğraf …

Sanki görevi onlar devralmış

Resim
Fotoğraf çekmek için sahile indim. Uzun zaman olmuştu, sahilde yürümeyeli. Lisedeyken okul çıkışı hep giderdim. Arkadaşlarla sahil kenarında volta atar, oturur sohbet ederdik.

Dalgakıranlara doğru yürür, en uç noktada dalgalardan ıslanmamış kayalarda otururduk. Çok konuşurduk ama genelde bir sonuca varamazdık. Hiçbir şey değişmemiş, her şey bıraktığımız gibi. Bir sosyal aktivite haline gelmiş bizden sonra ya da bir gelenek. Dalgakıranlarda yürümek. Düşünceli bir tavır ile volta atmak sanki buranın birinci kuralı.

Ufuk çizgisini yürürken seyredemezdik. Dalgakıranların girinti ve çıkıntıları izin vermezdi. Bir an başımızı kaldırıp uzaklara baksak ayağımız takılırdı. Bu nedenle başımız hep önümüzde yürürdük..
Şöyle bir bakıyorum da dalgakıranlarda yürüyenler aynı biz. Geçmişte bizim yaptığımız gibi. Sanki görevi onlar devralmış. Volta atmaya devam ediyorlar.

Kuşlar çok hızlı, çiçekler

Resim
Fotoğraf makinesiyle ilk günüm. Nasıl çalıştığı konusunda yabancılık çekmedim. İlk bakışta göze çarpan üzerindeki deklanşör, nişan almak için ayrılan bakaç ve film takılan kapaklı bölme… En önemlisi 36 kare çekme hakkı. 

Sistem mantar tabancasıyla aynı. İyi bir hedef aradım kendime. Bir farklılık sezdim. Hedefi vurmaktan farklı.

İlk kuşları hedef aldım, oyuncak tabancadan kalma alışkanlık olsa gerek. Kuşlar çok hızlıydı. Ben makineyi daha doğrultmadan uçup gittiler. İnsan fotoğrafı çekmek ise hiç aklıma gelmedi. Acaba insan fotoğrafı çekmek sakıncalı mı? Yanlış bir şey yapmaktan korktum. Sahilde parkın kenarında çiçeklerle karşılaşınca pozlarım çabuk bitmesin diye tek kare bastım. Güzel çiçekler, kolay bir hedef. Nasıl çıktığını merak ediyorum. Görebilmem için filmin geri kalanını doldurmam gerekiyor.